14 Kasım 2018 23:42
Google Reklamları
Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
Hz.Mûsâ (a.s)
@-YasiN-
Hazret-i Musa, Beni İsrail'den (İsraîl Oğullarından) İmran adındaki bir şahsın
oğludur, Mısır'da doğmuştur. İsraîl Oğulları Mısır'da çoğalarak on iki kabileye
ayrılmışlardı. Bunlara "Beni İsraîl Esbatı (İsraîl oğullarının torunları)"
denirdi. Bunların böyle çoğalmaları, Mısır'ın eski halkı olan Kıptî'lerin hoşuna
gitmiyordu. Onun için bunlara eziyet ediyorlardı.

Bir gün Mısır
kâhinlerinden biri, Firavun'a (Kabus ibni Mus'ab adlı hükümdara) şöyle bir haber
vermişti: "İsraîl Oğullarından gelecek bir çocuk, Mısır devletinin batmasına
sebeb olacak." Firavunda, İsraîl Oğullarının yeni doğan çocuklarını öldürmeye
başlamıştı. İşte bu sırada Hazret-i Musa doğdu. Annesi, onu, Firavun tarafından
öldürülmesin diye bir sandık içine koyarak Nil nehrine atmayı uygun buldu. Nil
nehrinin kenara attığı bu sandığı Firavun'un zevcesi Asiye ele geçirip açtı.
İçinden çıkan pek sevimli ve nurlu çocuğu çok sevdi ve onu kendisine evlâd
edindi. Hazret-i Musa'nın annesi de, bir yolunu bularak, kendisini bu seçkin
çocuğa süt anne tayin ettirdi.

Hazret-i Musa, kendisine düşman olacak
Firavun'un sarayında besleniyordu. Bu, Yüce Allah'ın ibret alınacak pek büyük
bir hikmeti idi.

Hazret-i Musa büyüdü. Bir gün İsraîl Oğullarından biri
ile sokakta kavga eden bir Kıptî'ye bir tokat attı. Kıptî yere düşüp can verdi.
Hazret-i Musa yaptığına pişman oldu. Firavun'dan korkarak Medyen şehrine çıkıp
gitti. Orada Şuayb aleyhisselâm'ın kızı "Safura" ile evlendi. Bir süre sonra
Mısır'a dönüp gitmek üzere zevcesi ile beraber yola çıktı. Giderken Tûr dağına
uğradı. Orada Yüce Allah'ın hitabına kavuştu, kendisine peygamberlik verildi.
Büyük kardeşi Harun'la Firavun'u dine çağırmaya Allah tarafından görevli
kılındılar.

Hazret-i Musa'nın eli ay gibi parladı. Elindeki asa da,
dilediği vakit büyük bir ejderha oluverirdi. Bunlar birer mucize idi. O zaman
Mısır çevresinde büyücülük çok ilerlemişti. Firavun bu mucizeleri birer sihir
(büyü) sanmıştı. Büyücüleri topladı. Bunlar Hazret-i Musa'ya meydan okudular.
Fakat Hazret-i Musa'nın asa mucizesini görünce, büyücülerin hepsi iman ettiler.
Bunun bir büyü olmadığını hemen anladılar. Çünkü bu asa bir ejderha kesilerek
büyücülerin ortaya atmış olduğu hünerlerin hepsini yutmuştu. Eğer Hazret-i
Musa'nın gösterdiği şey, bir gözbağcılık olsaydı, böyle yok etme üstünlüğü
meydana gelemezdi.

Çekinmeden Rab olma davasında bulunan Firavun ile
Mısır'ın eski halkı Kıptî'ler, Hazret-i Musa'nın bu mucezisini gördükleri halde,
ne yazık ki, iman etmediler. Daha sonra bir gece, Musa aleyhisselâm İsraîl
Oğullarını alıp Mısır'dan çıktı. Süveyş denizi bir mucize olarak yarıldı. On iki
yola ayrıldı. İsraîl Oğullarının on iki kabilesi bu yollardan karşı yakaya
geçtiler. Bunları izleyen Firavun ile onun ordusu suların tekrar kapanması
üzerine boğulup gittiler. Yalnız Firavun'un cesedi, suların çarpması ile sahile
atılmıştı. Kendi ölümlü varlığına güvenerek yaradanını unutmuş, Tanrılık
davasında bulunmuştu. İşte böyle büyük bir gaflet içine düşen bir şahsın akıbeti
büyük bir ibret levhası olmuştu.

Musa aleyhisselâm artık Firavun'dan
kurtulmuş, İsraîl Oğulları ile beraber selâmetle denizi geçerek Tiyh sahrasına
gelmişti. Onları burada bırakarak "Tur-i Sîna" denilen Tûr dağına gitti. Orada
kırk gün kadar Yüce Allah'a ibadette ve yalvarışta bulundu. Mekândan ve zamandan
münezzeh olan Yüce Allah'ın hitabına kavuştu. Kendisine Tevrat kitabı
verildi.

Hazret-i Musa, Tur-i Sîna'dan Tiyh sahrasına dönünce, kavminin
bir kısmını, Samirî adında birinin altından yapmış olduğu bir buzağıya tapar
halde buldu. Buna çok üzülmüştü. Bunlar Harun peygamberin öğütlerini
dinlemeyerek böyle bir sapıklık içine düşmüşlerdi. Sonra tevbe edip yaptıklarına
pişman oldular.

Musa aleyhisselâm, Ken'an topraklarını, Arz-ı Mukaddes'i
almak için Amalika ile savaşmak istiyordu. İsrail Oğulları ise savaştan
kaçındılar. Böylece o mübarek peygemberin bedduasına uğrayarak kırk sene Tiyh
sahrasında kaldılar. Aradan bir hayli zaman geçti. İsrail Oğullan arasında çölde
büyümüş yiğitler yetişti. Hazret-i Musa bunları alıp Lût denizinin güney
taraflarına götürdü. Daha ileriye giderek Amalika'dan Avc ibn Unk adındaki
hükümdara savaş açtı. Şeria nehrinin doğu taraflarındaki beldeleri elde
etti.

Hazret-i Musa, bir aralık gidip İbrahim aleyhisselâm'ın zamanından
beri yaşayan veya Hazret-i İbrahim ile hicret eden kimselerin soyundan olan
Hızır aleyhisselâm ile görüşmüş, ona verilen "Ledün ilmine (Allah'ın verdiği
özel ilme)" şahid olmuştu.

Hızır aleyhisselâm'ın bir peygamber olduğunu
ve kıyamete kadar yaşayacağını söyleyenler vardır. Zülkarneyn ile yolculukta
bulunmuş, hayat kaynağına varıp ab-ı hayattan (ölmezlik suyundan) içmekle böyle
uzun bir ömre kavuşmuş olduğu söylenmektedir. Bir kısım alimlere göre de, ölmüş
bulunmaktadır. Zaten bu gibi büyük şahsiyetlerin ölümleri ile hayatları birdir.
Onlar sonsuz ve yüksek bir hayata kavuşmuşlardır.

Musa aleyhisselâm
rivayete göre, Kenan ili hududuna yakın bir yerde yüz yirmi yaşında olduğu halde
vefat etmiştir. Hazret-i Âdem devrinin üç bin sekiz yüz altmış sekizinci yılına
ve Mısır'dan çıkışlarının kırkıncı yılına raslar.

Hazret-i Musa'ya
"Kelimullah" denir. (Yüce Allah, kendisi ile arada bir vasıta bulunmaksızın,
niteliği bilinemeyen bir şekilde doğrudan doğruya konuştuğu için bu ismi
almıştır.) Pek büyük bir peygamberdir. Dağınık bir halde yaşayan İsrail
Oğullarını bir araya toplamış, onları esaret hayatından kurtarmış ve özgürlüğe
kavuşturmuştu. Ne yazık ki, İsrail oğulları daha sonra zaman zaman yoldan
çıkmış, gerçek dinlerini yitirmiş, tekrar esaretten esarete düşmüşlerdir.
 
yasinuner.com
Atlanılacak Forum:
Sayaç
4,805,403 Tekil Ziyaretçi